Aralık 13, 2009

http://th04.deviantart.net/fs10/300W/i/2006/085/7/e/Khusuk_by_IslamicArtists.jpg
~ . ~

Çıkararak göğsümden günahkâr ellerimi,
Bir yed-i beyzâ gibi sunacağım kapın
a.
 
Efsunkâr iklimine bir karanfil olacak,
Boynu bükük çaresiz duracağım kapına.
 
İmbiklerden geçirip sevdalı yüreğimi,
Topal karınca gibi varacağım kapına.
 
Zindan nedir sevgili, sürgün hangi sürgündür?
Boğazımdan zincirli gireceğim kapına.
 
Yeter ki kabul buyur, yeter ki affettim de.
Paramparça bir yürek ereceğim kapına.
 
Günahkâr insan gibi kupkuru ağaç gibi,
Alev alev tutuşup yanacağım kapına.
 
İstediğim sensin ey, sevdalarım sanadır.
Uzaktayım yakınım, döneceğim kapına.
 
Bir yed-i beyzâ gibi günahkar ellerimi,
Çıkararak göğsümden sunacağım kapına...
 
Mustafa Demirci
 ~ . ~



Yed-i Beyzâ: (En beyaz el...)
/H.z. Mûsâ (a.s.)ın Fir'avuna karşı, mucize olarak ışıklı görünen parlak eli./

Etiketler : yed-i,beyzâ
Aralık 10, 2009

Photobucket

"Gönlüme: Ağla... diyorum, ağla...
Ama kimseler görmesin. Zirâ gözyaşı çabuk hasede uğrar.

                 Ağla... ağla ki temizlensin bu yürek...
Yoksa, kurumuş çeşmelerin yalağı, süprüntülük olur."

Sâmiha Ayverdi


Ağlayalım... Temizlenmek için. Ne kadar temiz tutmaya çalışsak dahi benlik tozundan toprağından koruyamadığımız gönüllerimiz için...
Ağlayalım... Asıl ağlanacak halimize ağlamayıp da, olur olmaz herşeye döktüğümüz gözyaşları için...
Ağlayalım... Değer vericilerin en Yücesi olan Mevlamız'ın bize verdiği (en büyük insan olma) değerini unutup, yaratılmışlardan değer dilenciğinine çıktığımız için...

Ağlayalım... Ölenlerin değil asıl yaşayanların acınacak bir halde olduğuna, asıl onlar için dökmediğimiz gözyaşlarına...
Ağlayalım... Yaşayıp da hayrımıza olmayan, yaşayamayıp da hayrımıza olan herşey adına...
Ağlayalım... İçimizde öksüz ve yapayalnız bıraktığımız asıl kendimiz olan yabancıya...
Ağlayalım... Saymakla bitiremeyeceğimiz zayıflıklarımıza, kusurlarımıza, yanlışlıklarımıza...
Kimselere duyurmadan hıçkırıklarımızı, kimselere göstermeden yaşlarımızı ağlayalım...
...

Dostum (mnelam) birlikte ağlayalım.Ki sen birlikte gülmesini, ağlamasını da benden daha iyi bilirsin...Her an'ımda benimle birlik olduğun için, bana paylaştıkça azalacak hüzünleri öğrettiğin için, karşılıksız sıkça söylediğin -seni seviyorum- cümlen için, beni daima umursadığın için, Ölüm gibi soğuk bir kelimenin gelip de beni üşüttüğü sıralarda beni sıcak tuttuğun için, benden hiç bir şeyini saklamadığın için, gittikçe birbiri içine giren adeta sıkça dokunmuş bir kumaşın iplikleri gibi samimane dostluğumuz için ve dahi hissedipte yazıya dökemediğim herşey için çok teşekkürler...

Dostumun yanı sıra belki ismini tek tek sayamasam da beni yalnız bırakmayan, daima yanımda olan değerli ablalarım, arkadaşlarım sizlere de çok teşekkürler ediyorum.

     ~zeyyal~                

Aralık 8, 2009
Kategori: SiiR

 

Ölüm bir melek elinde gelir

Ve öper usulca çocuk yüzleri.
Belki bir gün kurtuluruz
Karıncaların yolunu
şaş
ırtan ince rüzgarlarla
Kaplumba
ğaların hasret kaldığ
ı derin tepelerde
Çocuk gibi bakalım mavi sulara
Şehirlere bakalım insanlığımızı eskittiğ
imiz
Sislerden dumanlardan yollara atılan
mısır koçanlarından
Belki tutarız birgün belki kurtarır bizi
Simsiyah saralım bezlerle da
ğ
ları rüzgarları
Gül bahçeleri a
ğ
lasın
Dallarda salınan çocuk salıncakları a
ğ
lasın
Kırmızı balonlar bizsiz kaybolsun gökyüzünde.
Haydi sı
ğının ş
ehirlere
 
Kabu
ğ
unuza çekilin yorganınızı çekin üstünüze
Kalsın titrek ve mavi elleriniz
Bekleyin geliyor ölüm usulca
Usulca girer koynunuza.

Erdem Beyazıt

 

< ... >

 

 

Ve ölüm bizim hanemize de uğradı. 5 Aralık cumartesi, sabah namazı vaktine yakın

Ebedî Âleme yolcu ettik dedemizi…

 

(انّا للہ و انّا الیہ راجعون) 'Biz Allah içiniz, dönüşümüz O'nadır'

 

 Dedemin rûhuna birer Yâsin-i Şerif yahut da birer Fâtihâ gönderirseniz umarım o çok memnun olur, sevinir. Rabbim rahmetiyle muamele eylesin, cennetliklerinin arasına katsın… Bizleri de ölmeden evvel hatalarının farkına varıp kendine çeki-düzen veren kullarının arasına alsın. Hayırlı yollarda, daima hayırlar işlemek için sarf edilmiş bir ömür nasip etsin…

..ÂMİN..

 

Aralık 4, 2009

 

 Ölüm yakın(lar)ımızda bi yerlerde...

 Kapı ha çaldı ha çalacak. Onca yaşanmışlığın arasına ayrılık sokulacak sinsice...
Ebedi âleme saklanacak kavuşmalar... Ve dualar arzolunacak O'nun yüce makâmına.
Her harfte bir damla gözyaşı, yaşlanacak cümleler...
-Her insan bu hali tecrübe edecek- sözü rahatlatmaya yetebilecek mi üzgün yüreklerimizi?

O'na sığındık, O'na el açtık...

Rabbim sen hayr eyle sonumuzu...

 

kelebek-z

 

Aralık 2, 2009
Kategori: Se_mece



Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın birinin eşeği kuyuya düşer.
Niye düşer, nasıl düşer, sormayın. Eşek bu, düşmüş işte! Belki kör bir kuyuydu, ağzı tahtayla kapatılmıştı belki, üzerine de toprak dökülmüştü. Zamanla tahta çürüdü, zayıfladı, toprakta biten otları yemek isteyen eşeğin ağırlığını çekemedi ve güm. Hayvancık saatlerce acı içinde kıvrandı, bağırdı kendi dilinde. Ayırptır söylemesi, anırdı yani. Sesini duyan sahibi gelip baktı ki vaziyet kötü...

Zavallı eşeği kuyunun dibinde melül-mahzun bakınıyor. Üstelik yaralanmış. Karşılaştığı bu durumda kendini eşeği kadar zavallı hisseden adamcağız, köylüleri yardıma çağırdı. Ne yapsak, ne etsek, nasıl çıkarsak soruları havada kaldı... Sonunda karar verildi ki; kurtarmak için çalışmaya değmez. Tek çare, kuyuyu toprakla örtmek. Ellerine aldıkları küreklerle etraftan kuyunun içine toprak attılar. Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları, her seferinde silkinerek dibe döktü. Ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha yükseldi. Ve sonunda yukarıya çıkmış oldu. Köylüler ağzı açık bakakaldı.

Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır. Bazen değil, çoğu zaman.
Toz toprakla örtmeye çalışanlar çok olur. Bunlarla başa çıkmanın tek yolu, yakınıp sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ayağa kalkmak ve kurtulup aydınlığa adım atmaktır. Kör kuyuda olsak bile...



Haydi hep birlikte silkinelim arkadaşlar!... karışık hareketli msn ifadeleri

Kasım 30, 2009
Kategori: Yakaris

Photobucket

 

Yönelir ya yüreğim 'rahm'ine, bir kupa baldırandır hüznüm erir

Eritir gibi med-cezir bir suyu dünyaya tutunan yüzüm erir

Harf erir, kelime erir; erir de akkor bir metal olur cümlelerim

Yakarış kıvılcımları ağar, düşmeden toğrağa sözüm erir

Kar serper bu közlerin yakıcı çevresine/yüreğimde o umut

Elimde ağlamakların erittiği bir mendil, sürerim gözüm erir

Gece açılmış çiçekleriyle kuşatıp gider çepçevre; yalnızken

Kendime yönelişlerin dipsiz sularında bir batık gemidir özüm erir

Kişneyen bir baharken taşırdım utanç bohçalarında suçu

Korkudan yazım sessiz, kışım tanınmaz peçeli; çırçıplak güzüm erir

Bu münâcât göğerir, affolma topraklarına uzatmış boynunu umudun

Bir şiir menekşesi arzolunur niyaz ellerine, tek çözüm erir

 

Cumali Ü. HASANNEBİOĞLU

Kasım 25, 2009



Mâlikü’l-mülk ve Hâlıkü’l-ekvân, Kuddûs ü Sübhân, Kadîr ü Müsteân, Raûf u Rahmân olan Allâhu Azîmü’ş-şân hazretleri cümlenize, cümle akraba, ahbâb ü yârânınızla beraber, nice nice uzun yıllar, gönlünüzce nice nice mutlu bayramlar nasip ve müyesser eylesin!

Bi-hürmeti Seyyidi’l-mürselîn ve şefîu’l-müznibîn Muhammediniemîn ve âlihi’t-tâhirîn!

Zilhicce ayının bayrama kadarki on günü, çok feyizli, çok sevaplı, çok kıymetli, çok mübarek günlerdir. Bu günleri mümkün oldukça zikirli, hayırlı, ibadetli, oruçlu geçirmeye gayret gösterin.
Hele Zilhicce’nin 9’u
(26 Kasım perşembe) olan arefe günü, senenin en hayırlı günüdür, o gün Rabbü’l-âlemîn sayısız kullarını afv ü mağfiret eyler, o günü mutlaka oruçla ziynetlendirin.

Zengin olanlar kurbanlarını mutlaka kessin veya bir dinî müesseseye verip kestirsin, etlerini ve derilerini vakıf ve derneklerimize vermekte çok titizlik gösterin, yanlış yerlere vermeyin! Bayramdan önce kesen bidçı ve fesatçılar var, sakın o inatçı zındıklara uymayın! Mâlumdur ki bu bayramın hatırası ve mâzisi Peygamber Efendimiz’in mübarek dedeleri olan Hz. İbrahim ve pak oğlu Hz. İsmail’e kadar uzanır.

Salavâtullâhi ve selâmuhû aleyhim ve âli küllin ecmaîn!

Hz. İbrahim, sahih ve ilahî bir rüyasında, çok sevgili oğulcuğu İsmail’i kurban etme işareti alınca, durumu gözyaşları içinde ona açıkladı, o eşsiz itaatkâr evlat da:
“Ey babacığım! Emrolunduğun işi yap, inşaallah beni sabır ve tahammül, itaat ve metanet gösteren bir kişi olarak göreceksin!” diye cevap verdi.

Böyle bir Zilhicce ayının 10. günü Hz. İbrahim, kurban etmek üzere oğlu İsmail’i Mekke’nin Mina semtine getirdi. Fakat bu esnada Cenâb-ı Hak’tan vahiy olarak;
“Ey İbrahim! Sen rüyadaki emri uygulamakta sıdk u sadâkatini gösterdin, imtihanı kazandın; oğlun da emsalsiz bir itaat ve teslimiyet gösterdi, her ikiniz de büyük sevap kazandınız, yüksek mertebelere erdiniz, şimdi size oğluna bedel olsun diye gönderdiğim şu azim koçu kurban eyleyin!” tarzında emr-i ilâhî gelince Mina’da Cenâb-ı Hakk’a koçu kurban ettiler.

Bu hatıraya binaen bizim dinimizde de her beldedeki zengin müslümanlara, kadın, erkek, çocuk... Zilhicce ayının bu bayram günlerinde kurban kesmek vacip oldu.Aynı şekilde, Hicaz’a hacca gelebilmiş müslümanlardan ‘Hacc-ı Temettü’ veya ‘Hacc-ı Kırân’a niyet edip, hem haccı, hem umreyi beraberce edâ edebilenlere de bu muvaffakiyet ve mazhariyetlerine bir şükrâne olarak kurban kesmek o günlerde vaciptir.

Allah mü’minleri böyle, zaman zaman, çeşitli şekil ve suretlerde daima imtihan eder. İbrahim (aleyhisselâm) çok sevdiği değerli yavrusunu Cenâb-ı Hakk’ın rızası yolunda feda ve kurban etmeye, nasıl, aşk ü şevk ile tereddütsüz teşebbüs edebilmiş ise yüce Rabbimiz tüm mü’minlere de kendi imtihanlarını öylece kazanmayı; Allah’a öylesine bağlılık, O’nun rızasını kazanmak uğrunda öylesine maddî ve mânevî fedakârlık şuuruna ermeyi nasip ve müyesser eylesin!

Bayram münasebetiyle, önemle belirtelim ki biz mü’minlerin ihtilaf ve tefrikasını, birbirlerine buğz u adâvetini, haksız hırs ve rekabetini hiç doğru bulmuyoruz. Dinî bayramlarımızın aile içi, akraba arası ve İslâmî gruplar meyanında dargınlık ve kırgınlıkları kaldırmaya; birlik ve beraberliğe, muhabbet ve vahdete, böylece de kuvvet ve satvete vesile olmasını Cenâb-ı Hak’tan tüm samimiyetimizle niyaz ve temenni ederiz.

Gelin ey müslüman kardeşler!
Sizler de nefsaniyet ve enaniyetlerinizi kurban ediniz; kibr ü ucbu, gurur ve kini, haset ve fesadı, gaflet ve cehaleti, inat ve dalaleti terk ediniz, âhiret hesabından korkunuz, Allah’tan utanınız, mal ve canları hak yola feda ve nisar etmeye yöneliniz, rızâ-yı Bârî’yi kazanmaya, cennet ve cemalullaha ermeye can atınız; afv ü safha sarılınız; dargınlık, kırgınlık, kızgınlık ve küslükten vazgeçiniz, ulema ve meşayihinize bağlılık, büyüklerinize hürmet ve izzet, küçüklerinize merhamet ve şefkat gösteriniz, Allah’ın habl-i metînine sımsıkı sarılınız, Kur’ân-ı Kerîm’in emrettiği şekilde has ve hakiki ihvan, halis ve muhlis kardeş olunuz ki felah bulasınız, dareynde saadet ve selamete ulaşasınız!


İmam el-Buhârî’nin el-Edebü’l-müfred kitabından:

Enes b. Mâlik’in amcası oğlu Hişâm b. Âmir el-Ensârî’den (rıdvânullâhi aleyhim ecmaîn) rivayet olunduğuna göre sevgili Peygamberimiz Muhammed-i Mustafâ (sallallahu aleyhi ve âlihî ve sellem)
Efendimiz buyurmuşlar ki:

“Bir müslümanın bir müslümanla üç günden fazla dargın durması, küs kalması helal olmaz; dargınlıklarında ısrar ettikleri (küslüklerini devam ettirdikleri) müddetçe her ikisi de doğru yoldan ve haktan sapmışlar demektir. Küslük inadından ilk vazgeçenin daha evvel dönüş yapması bu günahına keffaret olur (o bağışlanır); bu dargınlığa devam etmekte iken ölürlerse her ikisi de cennete asla giremez.

“Bunlardan biri, karşılaştıklarında ötekine selam verir, fakat o selamlamaya cevap vermez ve arkadaşının selamını almazsa; selam verene bir melek karşılık verir, öteki inatçıya da bir şeytan!”


-KADIN ve AİLE DERGİSİ BAŞMAKALELERİ-

 (Kurban Bayramımız Münasebetiyle/Haziran 1991)

Mahmud Es'ad COŞAN (Rh.a.)


Yine bir bayram ve yine yolculuk...
Şimdiden değerli dost ve arkadaşlarımın bayramını kutlarım.
Rabbim hayırlarla geçirmeyi nasip etsin. Daim hoşluk ile kalasınız...


Kasım 21, 2009


http://kelebeklersonsuzaucar.blogcu.com/

Tâli'de devlet olmasa hizmet ne fâide
Hak'dan inâyet olmasa tâat ne fâide

~ Nişânî
~

-Baht insana yâr olmayınca ne kadar çalışıp çabalasan faydasız.

Tıpkı Allah'ın lütuf ve inâyeti olmadıkça ibadetlerin ve taatların boşa gitmesi gibi.-

Kasım 18, 2009

Selamlar arkadaşlar... Uzun zamandan beri sizlerle foto çekimlerimi paylaşmamıştım. Sonbaharın sonlarına doğru yaklaşmış olsak da, hala gözümüzün iliştiği çoğu yerde izlerini görmek mümkün.
Aslında niyetim her fotoğrafın altına birşeyler yazmaktı ancak blogcu.com'un yeni düzenlenmiş hali insanı acayip yoruyor. :S Öyle yapıyorsunuz cık, böyle yapıyorsunuz cık. Sürekli bi problem. Hatta bazı arkadaşlar bu yüzden blogcu.com'u terkettiler...
Velhasılı kelam bi genelleme yapacak olursak insanın hayatında da her güzellik bi arada olamıyor. Rabbim hayırlısını nasip etsin herşeyin... Daim hoşluk ile...

Photobucket


Photobucket



Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket  


Photobucket


Photobucket


Photobucket

Gönül mevsiminde hazana dönmüşse yüzünü, sararmışsa içindeki hislerinin düğümü; tüm yılgınlıklara rağmen, yaşamaya devam etmekten başka var mıdır bu işin çözümü?

~zeyyal~

Kasım 9, 2009

      Penceresi asma dallarıyla çevrili odada hiç kımıldamadan biri uzanıyor yatağında. Dili de gönlü de susmuş, bu hale bütün hücreleri de eşlik ediyor...
     Uzun uzun bakıyorum. Senelerin getirdiği yorgunluk var bu yüzde... Yaşanmış acılardan hediye her çizgi adeta bu yüzün bir parçası olmuş. Yerleşmiş iyice ve belirginleşmiş üzerinde gide gele aşınan yollar gibi çizgiler...
Evet bir yüz, yanakları iyice içine çöküp, çukurlaşmış. Elmacık kemikleriyse biz buradayız diye her bakan göze kendini gösteriyor belirgince.
     Gözlerse iki kuyunun içinde, kuyular derinleştikçe gözlerde o kuyuların içinde kayboluyor gün geçtikçe. Yüzün rengiyse vücudundaki ızdırabın bir hediyesi olarak nurlandıkça nurlanmış, beyaz... Sakalıysa bu beyazlığa uyum sağlıyor, pamuk gibi. Derisi incelmiş, inceldiği için damarların belirginleşmesiyle ara ara pembelikler oluşmuş yüzünde. Dudaklarında ise can belirtisi yok...

-Nasılsın? sorusuna "şükürler olsun"
diye mırıltıyla cevap veriyor. Bu cevap meydan okur gibi tüm yaşadıklarından duyduğu acılara... Ne bir inilti, ne bir sızlanma duyulmuyor. Sanki yatakta uzunca bir sessizlik yatıyor, boylu boyunca...Sabırla dost olmuş koca bir adam, sustukça dostluğu artıyor...

     Yıllarca alnının teriyle çalışıp, kazanan; kendisi tahsilli olmasa da çocuklarının iyi yetişmelerini, hele hele de ahlaklı olmalarını önemseyen çiftçi Ali hiç tahmin etmezdi böyle bir sona yöneliş hikayesinin olabileceğini... Ömrü boyunca ağrı nedir bilmeyen, doktora hiç gitmeyen, hastanelere adımını atmayan çiftçi Ali konuşan bedeninin bir gün gelip böyle susacağını nereden bilebilirdi?... Nereden bilebilirdi böyle bir hastalık illetiyle ömrünün son demlerini geçireceğini...

     Kim biliyor ki zaten başına gelen ya da gelecek olan halleri/hadiseleri?

     Dedemin dinlenmeye değer hatıraları vardır. Mesela her bulgur pilavı yiyişimizde anlattığı hatırası; Bir zamanlar bir arkadaşının evinde misafir olmuş, sofra kurmuşlar. Sofrada bulgur pilavı... Pilavı yerken içinden çıkan taşın ağzında ses çıkarmasıyla, ev sahibinin -sıkma ulen dişlerini, sıkma-  demesini dinlerdik hiç bıkmadan.Ve dinleyen herkesin yüzüne bir tebessüm oturuverirdi gizliden... Geçen gün yanına usulca sokulup -Dede hani bize birşeyler anlatıyordun ne güzel, biz de seni dinliyorduk. Yine anlatsana, anlatmak istemiyor musun?-   diye sorunca, sustu sadece. Hatıraları bitmemişti eminim ama anlatacak gücü tükenmişti. Bunu o iki derin kuyuya bakınca anlayıverdim...


     Dedemin özene bezene yetiştirdiği bir üzüm bağı var. Ama dedem ilgilenemediği için bağ eskisi gibi verimli değil artık. Bakıldığında güzel bir bağken, şimdilerde dağa dönüşme yolunda ilerliyor malesef... Dedem hastalandıkça, sanki bağ da sahibiyle birlikte hastalandı.Umarım ikisi de iyileşir...Bağ, bahçe işleri yanında zamanında hayvan alım satımıyla da uğraşmış çokça. Hayvanların iyisinden kötüsünden de anlar(mış) dedem. Şu hayvandan şu kadar kilo et çıkar deyince, şaşmaz hesabı ama insanlar şaşarmış bu işe...
     Kurban bayramlarında daha bizim kurbanlıklar kesilmeden -Ali ağa bizimkini kesiver-  diye gelen komşularını kırmaz, her seferinde önce onlarınkini kesip sonra bizimkine başlardı. Küçükken anlam veremezdim buna, neden önce kendi kurbanımız kesilmiyor diye sızlanırdım. Ama şimdi daha iyi anlıyorum dedemin bu tavrını ve komşu hakkını gözeden, ne kadar iyilik sever biri olduğunu... Yine bir kurban bayramı yaklaşıyor, dedem keşke ayakta olabilseydi de yine önce komşuların kurbanını kesmeye gidebilseydi. Keşke...


     60 yaşında Kur'an okumayı öğrenen dedemin dilinden düşmeyen sureler, şimdi de dedemi yalnız bırakmıyor. Arada yattığı yerden mırıldanarak okuyor ezberlerini. Rabbim hakikaten normalde ne ile meşgul idiyse, hasta halinde dahi onunla hemhal ediyor insanı...

     Babannemle dedem severek evlenmemişler belki ama birbirleriyle bu zamana kadar birlikte bir ömür geçirebilmeyi başarabilmişler. Günümüz insanının tahammül edemediği şeylere tahammül edip, bu zamana ait olmayan kendi zamanlarının tüm sıkıntılarına, çilelerine göğüs de gerebilmişler. Babaannem de çok düşünceli dedem hasta olduğundan beri. Dedem için diyor ki; -(Allah gecinden versin) deden gidince evimin direği gidecek, dağılacağız.- O direk artık ayakta dik duramasa da babaannem vefasızlık göstermiyor ve hala dedemi evinin direği olarak görüyor.
     Rabbim ikisini ahirette de ayırmasın.Onları sevdiklerinin arasına, çeşitli nimetleriye mükafatlandırdıklarının arasına alıversin inşaallah...

     . . .

     Hayat... 
İçinde binbir çeşit imtihan.Yaşadıkça yaş/landıran, üzen, eskiten, yiten, bitiren hayat... İsyana sürüklenmeden, nefse uyup yerlerde sürünmeden, sadece Hakkın razı olacağı yolda ilerleyip, tüm imtihanlardan geçebilmek duasıyla...

    -zeyyal-

Etiketler : dedem